Avrupa Insan Haklari Mahkemesi’ne (AİHM) başvuru için belli şartlar öngörülmektedir. Başvurunun kabul edilebilirliği, taraf devlet şartı, iç hukuk yollarının tüketilmesi ve özellikle dört aylık süre kuralına sıkı sıkıya bağlı kalınmasına bağlı bulunmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurular, yaygın kanaatin aksine yalnızca Avrupa’da yaşayan kişilerle sınırlı değildir. ABD’de yaşamak, AİHM’e başvuru yapılmasına engel teşkil etmez. Başvurunun kabul edilebilirliği bakımından belirleyici olan husus, başvurucunun ikamet ettiği ülke değil, ihlalin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) taraf bir devlet tarafından gerçekleştirilmiş olmasıdır.
Bu çerçevede, ABD’de yaşayan bir kişi; Türkiye, Almanya veya Fransa gibi AİHS’e taraf bir devletin eylem, ihmal veya yargı kararları nedeniyle sözleşme kapsamındaki bir hakkının ihlal edildiğini ileri sürüyorsa, gerekli koşulların sağlanması hâlinde AİHM’e başvurabilir.
AİHM’e Başvurunun Temel Şartları
AİHM’e bireysel başvurunun kabul edilebilir bulunabilmesi için aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir:
1. Taraf Devlet Şartı
Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf bir devlete karşı yapılmalıdır.
Bu kapsamda başvurucunun vatandaşlığı, ikamet ettiği ülke veya fiziken Avrupa’da bulunup bulunmaması önem taşımamaktadır.
Örneğin; Türkiye, Almanya veya Fransa tarafından gerçekleştirilen bir hak ihlali iddiası AİHM’in yetkisi kapsamındadır. Buna karşılık, ihlalin ABD tarafından gerçekleştirildiği iddialar bakımından AİHM yetkisizdir; zira ABD, AİHS’e taraf değildir.
2. Mağdur (Victim) Olma Şartı
Başvurucu, iddia edilen ihlalden doğrudan, kişisel ve güncel şekilde etkilenmiş olmalıdır.
Soyut, genel veya kamu yararına dayalı şikâyetler AİHM tarafından kabul edilmemektedir.
3. AİHS Kapsamında Bir Hak İhlali Bulunması
İddia edilen ihlal, AİHS ve ek protokollerle güvence altına alınmış bir hakka ilişkin olmalıdır.
Sözleşme kapsamı dışında kalan şikâyetler AİHM tarafından incelenmez.
4. İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi
AİHM’e başvurudan önce, etkili ve ulaşılabilir tüm iç hukuk yollarının tüketilmiş olması zorunludur.
Türkiye bakımından bu kural, kural olarak Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolunun tüketilmesini de kapsar. Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmadan doğrudan AİHM’e yapılan başvurular, iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle doğrudan kabul edilemez bulunur.
Bununla birlikte, usulsüz tebligat gibi başvurucunun kusurundan kaynaklanmayan nedenlerle Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunulmasının fiilen mümkün olmadığı hâllerde, AİHM önünde bu durumun istisnai gerekçelerle ileri sürülmesi mümkündür. Bu tür durumlarda, iç hukuk yolunun neden etkili veya ulaşılabilir olmadığı hususu somut olayın koşulları çerçevesinde değerlendirilmekte olup, bu mesele aşağıda ayrıca değerlendirilecektir..
5. Süre Şartı (4 Ay Kuralı)
AİHM başvurularında, son kesin iç hukuk kararının öğrenilmesinden itibaren dört ay içinde başvuru yapılması zorunludur.
Bu süre kesindir, kural olarak uzatılamaz ve Mahkeme tarafından resen incelenir. Sürenin kaçırılması hâlinde başvuru kabul edilemez (inadmissible) bulunur.
Süre Şartı ve Tebligat Sorunları
AİHM süre konusunda son derece katı olmakla birlikte, istisnai ve sınırlı hâllerde, başvurucunun kusuru olmaksızın karardan geç haberdar olduğunu güçlü delillerle ortaya koyması durumunda, başvuru süresinin kararın fiilen öğrenildiği tarihten itibaren başlatılabildiği örnekler mevcuttur. Ancak bu yaklaşım istisna niteliğinde olup her dosyada kabul edilmemektedir. Uygulamada, özellikle yurtdışında yaşayan ve cezaevinde bulunan başvurucular bakımından, tebligat sorunları nedeniyle kararın geç öğrenildiği durumlarla sıklıkla karşılaşılmaktadır. Kararın usulüne uygun şekilde tebliğ edilmemesi, e-tebligatın fiilen öğrenilememesi veya başvurucunun karardan çok sonra haberdar olması bu kapsamda değerlendirilmektedir.
Bu tür hâllerde, AİHM’e başvurmadan önce iç hukukta kararın fiilen öğrenildiği tarihin tespitine yönelik bazı yolların denenmesi mümkündür. Bu çerçevede; eski hâle getirme talepleri, tebligatın usulsüzlüğünün tespiti veya yargılamanın iadesi gibi başvurular yapılabilmektedir. Her ne kadar bu yollar her dosyada etkili sonuç doğurmasa da, AİHM önünde “iç hukuk yollarının tüketildiği” ve başvurucunun sürenin kaçırılmasında kusurunun bulunmadığı yönündeki savunmayı güçlendirme işlevi görebilir.
Nitekim uygulamada, Anayasa Mahkemesi’nin bazı dosyalarda tebligat mevzuatına aykırı, mantıksız, aşırı şekli ve katı bir yorumla bireysel başvurunun süresinde yapılmadığı sonucuna vardığı; bu yaklaşımın ise AİHM içtihadı, özellikle Üçdağ/Türkiye kararıyla bağdaşmadığı ileri sürülebilmektedir.
Bu nedenle, AİHM başvuru formunda süreye ilişkin mesele ayrıca ve açık biçimde ele alınmalıdır. Başvuruda; sürenin neden kaçırıldığı, bu durumun başvurucunun kusurundan kaynaklanmadığı ve devletin tebligata ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediği hususları kronolojik ve hukuki gerekçelerle ortaya konulmalıdır.
AİHM İhlal Kararı Sonrası Süreç
AİHM tarafından ihlal kararı verilmesi hâlinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesi uyarınca, taraf devletler bu kararlara uymakla yükümlüdür.
İhlalin yargılamanın sonucunu etkilediği durumlarda, ilgili devletin iç hukukunda öngörülen usuller çerçevesinde (Türkiye’de CMK veya HMK kapsamında) yargılamanın yenilenmesi talep edilebilir. Ancak bu süreç otomatik değildir; başvuru yapılmasını ve iç hukuk makamlarının değerlendirmesini gerektirir.
Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her dosya kendine özgüdür; durumunuzu bir avukatla değerlendirin.